| ||||||||||||||
| Anasayfa | Fetvahane | Gönenli Hoca | Hac İbadeti | Vaazlar | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı | ||||||||||||||
KATEGORİLERHABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR |
Kur'an-ı Kerim ve Modern İlimler İlişkisiİslam'da Hristiyanlık dünyasında görüldüğü anlamda bir ilim din çatışması olmamıştır....Yrd. Doç. Dr. Celal Kırca
Kur'an-ı Kerim ve Modern İlimler İlişkisi Yrd. Doç. Dr. Celal Kırca Rönesansla birlikte Avrupa'da başlayan ilmî ve fikrî hareket, giderek din-ilim, yani Hıristiyanlık ilim çatışmasını doğurmuş; özellikle bilimsel maddeciliğin hat safhaya ulaştığı 19. yüzyılda, bu çatışma, daha da şiddetlenmiştir. Fakat meselenin asıl önemli tarafı şu ki, bu çatışma, bütün neticeleriyle birlikte hiç bir ilmî ve fikrî tenkide ve ayıklamaya tabi tutulmadan, bütün İslam ülkeleriyle birlikte ülkemize de girmiş ve milletimizin, fikri ve manevi varlığını tehdit eder hale gelmiştir. İslam'da Hristiyanlık dünyasında görüldüğü anlamda bir ilim din çatışması olmamıştır. Ancak materyalizm, Darwinizm, pozitivizm ve Freudizm gibi inkârcı cereyanlara inananlarca, sanki bir İslam ilim çatışması varmış gibi gösterilmiştir, ilim adına bazı teori ve nazariyeler, ispat edilmiş kanunlar gibi telakki edilmiş ve karşı konulması imkânsız ilmî gerçekler olarak anlatılmıştır. Böyle güçlü bir propaganda karaşında kalan aydınlarımız, ya susmuş ya da İslam aleminin özellikle pozitif ilimlerdeki ve askeri sahadaki geriliği ve Avrupa'nın bu alanlardaki ileriliği yüzünden aşağılık duygusuna kapılmışlardır. Değer yargıları değişmiş ve Batı düşünce sistemi benimsenir olmuştur. Ancak bu fikir ve düşüncelerin İslam âleminde yayılması ve gün geçtikçe taraftar toplaması, bir kısım İslam âlimlerini gayrete getirmiş; onları gelişen pozitif ilimlerin ve çağdaş düşüncenin ışığında Kur'an-ı Kerim'i tetkik etmeye ve araştırmaya zorlamış, netice itibariyle İslam âleminin uyanmasına vesile olabilecek çalışmalara sevk etmiştir. Özellikle Bilim ve teknolojideki ilerleme, insanoğluna yeni yeni keşiflerin ufuklarını açmıştır. Son 35 yıl içinde yazılan kitapların toplamı, yazının kadından bugüne kadar yazılan kitapların toplamından daha fazla olduğu gibi, yine 35 yıl içerisinde bilim ve teknolojide yapılan keşif, icat ve aletlerin sayısı da bütün tarih boyunca yapılan keşif ve kodların sayısından daha fazladır. İlmî ve teknolojik inkişafın hızla ilerlemesi Kur'an-ı Kerim'in tetkikini ve araştırılmasını da hızlandırmış; Kur'an'a dayalı İslam'ın atılması ve terk edilmesi gereken bir din değil, bilakis daha iyi öğrenilmesi, araştırılması ve incelenmesi gerekli bir din olduğunu göstermiştir. Bugün dünyada yarım asır öncesine göre İslam'a gösterilen teveccüh ve alakanın sebepleri arasında hiç şüphesiz Kur'an-ı Kerîm'in ilme ve tekniğe set çekmemesi ve ilmî ve kevnî mucizelerinin özellikle çağımızda tecellî etmesi önemli bir yer tutar. İlmi ve teknolojik inkişaf grafiğinin böylesine baş döndürücü bir hızla yükselmesi karşısında, klasik tefsir metodlarıyla, bugünün insanlarına Kur'an-ı tanıtmanın ve anlatmanın imkanı hemen hemen yok gibidir. Çağdaş insana bildiği ve anladığı şeylerden hareket ederek Kur'an-ı tanıtmak ve anlatmak mecburiyeti bulunmaktadır. Sadece geçmişi tekrarlamak, yapılan şeylere hiç bir şey ilave etmeden şerh ve haşiyelerle uğraşmak, tefsîre dolayısıyla Kur'an'ın anlaşılmasına bir sınır çizmek ve onu donukluğa mahkum etmek demektir. Halbuki Kur'an'da istenilen şey, ilmin artmasıdır, İlim ise, bilinen şeylere yeni yeni şeyler ilave etmekle artar. Bilim ve teknolojideki ilerleme, insanoğluna yeni yeni keşiflerin ufuklarım açmıştır. Son 35 yıl içinde yazılan kitapların toplamı, yazının icadından bugüne kadar yazılan kitapların toplamından daha fazla olduğu gibi, yine 35 yıl içersinde bilim ve teknolojide yapılan keşif icat ve aletlerin sayışı da bütün tarih boyunca yapılan keşif ve icatların sayısından daha fazladır Kur'an'ı Kerîm, insanlığın hidayeti, mutluluğu ve refahı için Allah tarafından gönderilmiş son ilahi kitaptır. Allah bu son kitabinin sonsuza dek baki kalmasını ve bir ışık olarak yaşamasını arzu etmiş ve bu nedenle de kendisini bozmak ve değiştirmek amacıyla uzanan veya uzanacak bütün ellerden onu korumuştur. "Şüphesiz Kur'an azız bir kitaptır. Batıl ona ne önünden ne de ardından yol bulup gelemez. Hakim, Hamîd olan Allah tarafından indirilmiştir". (Fus-silet, 41-42) "Kur'an'ı biz indirdik ve onu koruyan da biziz" (Hicr,9) diye teminat veren de yine Allah'tır. İslam dini, İslam düşüncesi ve İslam medeniyeti, bütün hayat kaynağını Kur'an'dan almış ve almaya da devam etmektedir, Müslümanların bilgi kaynağı da Kur'an olmuştur. Tefsir, Hadîs ve Fıkıh gibi bir birinden farklı konuları inceleyen İslamî ilimlerin de tek amacı, Kur'an'ı ve Kur'an ayetlerini daha iyi anlamak olmuştur. Geçmişte olduğu gibi çağımızda da Kur'an-ı Kerîm, Müfessirlerin ilmî ve fikrî gücüne ve çağlarındaki ilmî, iktisadî ve sosyal şartların kendilerine yaptıkları etkilere göre belli açılardan ve belli metotlarla tefsir edilmekte, tefsirde genellikle klasik tefsir. Metotları uygulamakta ve tek bir müfessir tarafından tefsir edilmektedir. Halbuki günümüzde Kur'an-ı Kerîm ayetlerinin her açıdan ve değişik yönleriyle ele alınıp bir bütünlük içinde bütün makbul tefsir metotlarının tatbik edildiği bir tefsire ihtiyaç vardır. Kur'an-ı Kerîm'in muhatabı insandır. Bunun için de O, insanın insanlarla, insanın eşya ve kainatla ve insanın yaratıcısı olan Allah ile olan münasebetlerini ele almış ve birtakım kanun ve prensip getirmiştir. Kur'an, insanın yaratıcısı ve insanlarla olan münasebetlerine dair geniş açıklamalarda bulunduğu halde, insanın eşya ve kainatla olan münasebetlerine dair geniş açıklamalar getirmemiş, eşyanın ve kainatın mahiyet ve kanunlarının araştırılmasını insan zekasına terk etmiştir. Genellikle insan eşya ve kainat münasebetinde Kur'an'ın getirdiği prensip ve kanunlar, eşyanın kullanılışı, diğer bir ifade ile eşyanın ne ölçüde kullanılıp kullanılmayacağı yönündedir. Yoksa eşyanın mahiyeti ve nasıllığı değildir. Bunun için de Kur'an, Kainat ve içindeki eşyadan, tafsîlatlı olarak değil de, öz ve temel esaslar dahilinde bahseder, bunları yüce Yaratıcının kudretine bir delil sayar. Kur'an ayetlerinin bir kısmı, mücmeldir; hükümleri teferruattan uzak mutlak ölçüler içindedir. Muhtelif sürelerde yerden, göklerden, semalardan, havadan, yağmurdan, yiyecek ve içeceklerden, sağlık kaidelerinden, insan davranışlarından insanın ve kainatın yaradılışından bahseden pek çok ayet mevcuttur. Bu ayetlerin hemen hemen hiç birinde derinlemesine bir açıklama, tahlil ve teferruat yoktur. Ancak insanoğlu, bilgi basamaklarında ilerleyip yeni yeni keşif ve icatlarda bulundukça, bu mücmel ve teferruattan uzak mutlak ölçüler içinde olan ayetleri daha iyi anlamaya, çözmeye ve yorumlamaya başlamış ve geçmişte anlaşılamayan bir çok ayet, günümüzde anlaşılır olmuştur. Kur'an'ı daha iyi anlamak ve yorumlamak ve böylece çağdaş insana hitap edebilmek amacıyla yapılan çalışmalar neticesinde görülmüştür ki; "Kur'an'la modern ilimler arasında herhangi bir çatışma yoktur "bilakis tam aksine, Bunlar arasında şaşırtıcı bir uyum mevcuttur. Çünkü Kur'an-ı Kerim Allah kelamıdır. Kainat ve tabiat kanunları ise kudret şifalının tecellisidir. Binaenaleyh kudret sıfatı ile var ettiği kainat ile, kelam şifalının bir tecellisi olan Kuran arasında bir çelişkinin bulunması imkansızdır. Şayet bir çelişki görülüyorsa, bu, ya Kur'an'ı iyi anlamadığımızdan ya da kainatı iyi tahlil edip kanunlarım çözemediğimizdendir. Kur'an'la kainat bir birini açıklayan ve yorumlayan iki ana kaynaktır. Ama Kur'an, daima ilmî gerçeklerden ve kanunların bulunmasından önde bulunmakta ve "Ayetlerimizi onlara etrafta ve nefislerinde göstereceğiz" (Fussilet,53) hükmü bu gerçeği, teyit etmektedir. Kur'an yorumcularının yaptıkları yorumlardan bir kısmı, canlılığım korumakta ve geleceğe de ışık tutmaktadır. Ancak bazı yorumlar var ki, zamanla eskimekte, sadece çağının anlayışım yansıtması açışından bir değere sahip bulunmaktadır. Yorumların eskimesi ve değerini kaybetmesi, ilimde olan gelişmeler ve artmalar sebebiyledir. Yorumlanan ayetin özde ne lafzı ne de anlamı değişmektedir, fakat ayetten anlaşılan muhteva ve müfessirin ayete verdiği özel anlam değişmektedir. Böyle bir durumda hata Kur'an'da değil, Kur'an ayetini o şekilde anlayıp yorumlayan müfessirdedir. Bir ayete yapılan yorum, yorumu yapan müfessire göre doğru olduğu halde, bir başka yorumcuya göre yanlış ve hatalı olabilmektedir. Bu sebeple, yapılan yorumlar, mutlak doğru olan yorumlar değil, izafî doğru olan yorumlardır. Kesin doğru yorum, H.z. Peygamber'in yaptığı tefsirdir. Çünkü hatalı olması mümkün değildir. Şayet hata yapacak olursa, vahyin kontrolünde olduğu için daima hatasının düzeltilmesi imkanına sahiptir. Ama bir müfessir için bu durum söz konuşu değildir. Her müfessir, kendi kapasitesine göre Kur'an ayetlerin! anlar ye yorumlar. Bu sebeple bazı İslam alimleri, Kur'an'ın dirayetle ve pozitif ilimlerle yorumlanmasına karşı çıkmışlardır. Zira bunlara göre, Kur'an'ı pozitif ilimlere göre yorumlamak, okuyanların Kur'an'a olan imanlarını sarsmak demektir. İtikat, dil yapısı ve belagat açışından, Kur'an'ı pozitif ilimlere göre yorumlamak kesinlikle sakıncalıdır. Pek tabiidir ki, bu görüşün karşısında olanlar da vardır. Bu konudaki görüşleri tasnîf edecek olursak şu netice ortaya çıkar: a. Kur'an, pozitif ilimlere göre yorumlanmalıdır. b. Kur'an, pozitif ilimlere göre yorumlanmamalıdır. c. Kur'an, pozitif ilimlere göre şartlı yorumlanmalıdır. Kur'an'ın, pozitif ilimlere göre yorumlanması, birçok açıdan çağımızda zorunlu bulunmaktadır. Fakat bu yorum, şartsız bir yorum değil, belli şartları taşıyan bir yorum olmalıdır. Böyle bir yorum, Kur'an'ın pozitif ilimlere göre yorumlanmasının karşısında olanların ileri sürdükleri mahzurları da giderebilir. Buna mukabil, çağdaş düşünce akımlarından etkilenen insanlara, inanan ve inanmayan herkese, pozitif ilimler açısından bir Kur'an kültürü verebilir. Kur'an-ı Kerîm, hem okunmak ve hem de anlaşılmak için nazil olmuştur. Ama biz onu sadece anlamadan okuyoruz. Halbuki Ashab, O'nu hem okumuş ve hem de anlamıştır. İbn Mes'ud'un anlattığına göre, ileri gelen sahabeden biri, on ayet belleyince manalarım ve o manalarla amel etmesini öğrenmedikçe başka ayetlere geçmezdi;1 Kur'anî hakikatleri daha iyi anlayabilmek ve esrarına birazcık olsun nüfuz edebilmek için tecrübî ilimlerden de faydalanmak, aklın ve tefekkürün gerekli kıldığı bir gerçektir. Modern ilimlerin gelişmesiyle artan ilim, bir çok Kur'anî hakikatlerin kapısını bize açmakta. Mazide anlaşılmayan bir çok sırlı ayet bugün bize sır olmaktan çıkmakta ve bu vesile ile bir çok ayet daha iyi anlaşılmaktadır. Çağımızın ünlü müfessiri Tantavî Cevherî, (1870-1940) "el-Cevahir fi Tefsiri'l Kur'an" adlı eserinde bu konuda şunları söylemektedir: "Bu anlayış (Kur'an'ın pozitif ilimlerle olan yorumuna karşı çıkma) ilmin azlığından ve cehaletin çokluğundandır. Kim bir şeyin cahili otursa, onun düşmanı olur. Modern inenlerde mahir olanlar, dinî konularda bilgisizliklerinden dolayı, dinden nefret eder ve dinin kendi ilmine karşı olduğunu zanneder. Din âlimleri de, ilmî konularda bilgisiz olduklarından, yerin ve göklerin yaradılışından ve oralardaki acayipliklerden de habersizdirler. Bunlar, şayet insanı dehşete düşürücü ve hayret "verici bu güzellikleri anlarlarsa, zannederler ki Allah kendilerine kızacak ve gazap edecek! Zavallılar, düşünmezler ki, bu yer ve gökler de Allah'ın mahlukudur. Allah ancak, kendi sanatına ve kudretine bakmayanları sevmez. Bilakis düşünen ve kafa yoran kimseleri sever.2 Hamdi Yazır'a göre de. Kur'an'ın gayesi, öncelikle hidayet ve ilme yöneliktir. 3Beşerin görevi ise gerek ilimde ve gerekse dinde kanun vaz'etmek değil, Hakkın kanunlarını arayıp bulmaktır ve keşfedip anlamaktır. Arşimet, Newton, Aristo ve Ebu Hanife kanun vaz'edici değildirler. Sadece kaşif ve açıklayıcıdırlar.4 Yanılmak ve hiç hataya düşmemek için genel kaidelere inanılması ve ilmin, kendi hudutları dâhilinde terakki ettirilmesi gerekir. 5 Gözlem, deney ve aklın gerekli kıldığı şeyler karşısında alemdeki husus, terbiye ve tekamülü inkar etmek de körlüktür. KAYNAKLAR : 1. et-Taberî, Muhammed b.Cerîr, Camiu' l - Beyan, Mısır, 1973, 1/80. 2. Cevherî, Tantavî, el-Cevahir fi Tefsîri'l - Kur'an, Mısır, 1931,1/139 3. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, İstanbul, 1936,1/160. 4. Yazır,a.g.e. 1/202-203. 5. Yazır.a.g.e.1/66.
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
| Yorum Yaz
|
SON DAKİKA HABERLERİSON YORUMLANANLAR |
||||||||||||
|
Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||||||