Anasayfa | Fetvahane | Gönenli Hoca | Hac İbadeti | Vaazlar | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

HUTBE HAZIRLAMADA KUR'AN VE HADiSLERDEN YARARLANMA

HUTBE HAZIRLAMADA KUR'AN VE HADiSLERDEN YARARLANMA

Kategori  Kategori : FONETİK-DİKSİYON
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 552
Tarih  Tarih : 21 Ekim 2009 02:12

11 Punto 13 Punto 15 Punto 17 Punto

HUTBE HAZIRLAMADA KUR'AN VE HADiSLERDEN YARARLANMA

Doç. Dr. Bünyamin ERUL

Ank. Ün. İlahiyat Fak. Hadis Öğr. Üyesi

 

Bilindiği gibi, Kur'an ve Sünnet, din, ilim, kültür ve medeniyetimizin en önemli iki kaynağını oluşturur. İslam'ın doğru bir şekilde anlaşılması ve anlatılması, bu iki temel kaynağın doğru anlaşılması kadar, doğru bir şekilde kullanılmasına bağlıdır. Zira Kur'an ve onun açılımı ya da yaşanmış şekli olan Sünnet, İslam'ın teorisi ile pratiğini oluşturmaktadır.

İslam'ın değişik kitlelere anlatım şekillerinden olan davet veya irşad faaliyetlerinde bu iki kaynaktan azami derecede istifade edilmektedir. Oldukça geniş bir konu olan Kur'an ve Sünnet'teki davet yöntemi üzerinde birçok çalışmalar yapılmıştır. Hatta önceki yıllarda Ankara'da gerçekleştirilen bir Kutlu Doğum Sempozyumu sırf bu konuya tahsis edilmiştir.

İrşad hizmetlerinin bizdeki en önemli iki tarzı olan vaaz ve hutbelerde ağırlıklı olarak ayet ve hadisler kullanıldığı malumdur. Burada ele aldığımız konu spesifik olarak hutbe hazırlama olduğuna göre, bu tebliğimizde hutbe hazırlarken Kur'an ve Hadislerden nasıl yararlanılacağı üzerinde duracağız. Bu hususta dikkat etmemiz gereken kurallar nelerdir? Ne gibi bir yönteme başvurmalıyız? Nelere riayet etmeliyiz?

Konuyu iki başlık altında işlememiz yerinde olacaktır:

 

I. KUR'AN'DAN YARARLANMA USULÜ

Kur'an, Yüce Rabbimizin bize gönderdiği bir hidayet rehberidir. O, akıl sahipleri için ibretler ve hikmetler; ilkeler ve öğretiler; emirler ve nasihatler; kıssalar ve mev'ızaler içermektedir. Bu yönleriyle Kur'an, başarılı bir hatip veya vaizin, hayatı boyunca vaaz ve hutbelerinde anlatmakla bitiremeyeceği kadar zengin bir hazinedir. Hz. Peygamber'in Medine döneminde en azından Cuma hutbelerinde genellikle Kur'an ayetlerini işlemesi de bunu desteklemektedir.

Hutbe konusunu veya konu ile ilgili ayetleri seçerken olsun, konuyu hazırlarken olsun Kur'an'dan yararlanmada dikkat etmemiz gereken önemli hususlar bulunmaktadır. Biz, bunları şöylece sıralayabiliriz:

1.      Hatip, Kur'an'ın içeriğinden haberdar olmalıdır. Bununla kastımız, her hangi bir konu ile ilgili bir ayeti ya da ayetleri, ilgili surelerden kolayca bulabilecek kadar Kur'an'a âşina olmalıdır. Elbette bu, en azından defalarca meal okumayı gerektirecektir. Bunun için ayrıca, meallerdeki indekslerden, fihristlerden, ya da bu konuda müstakil olarak hazırlanmış anahtar kitaplardan, yahut CD'lerden yararlanmalıdır.

2.      Seçilen ayeti ya da ayetten ne kastedildiğini eldeki meallerden tam olarak anlamak mümkün olmayabilir. Bu tür durumlarda -telif ya da terceme- çeşitli tefsirlere başvurulmalıdır. Ayetin manası netleştikten sonra hutbede kullanılmalıdır.

3.      Burada seçilen ayetin, ele alınacak konuyla doğrudan ilgili olmasına, o konuyu tam olarak yansıtmasına dikkat edilmelidir. Çok zayıf ilgiler kurularak, yahut ayetin sadece bir kısmını alarak birçok ilahi mesajın buharlaştırılması, -hatta bazen tahrif edilmesi- gibi sakıncalı bir durum ortaya çıkmaktadır. "Ve enfikû fî sebîlillah" kısmını makaslayıp, trafik ile ilgili olarak "Vela tulkû bi eydîkum ile't-tehluke" ayetinin (2 Bakara 195) okunması gibi.

4.      Ayetlerin anlaşılmasında sebeb-i nüzul bilgisi önemli katkı sunacaktır. Dolayısıyla şayet o ayetin inişine sebep olarak gösterilen herhangi bir husus varsa bu bilgiden yararlanılmalıdır. Ancak bu konuda birçok zayıf, hatta uydurma rivayetlerin bulunduğunu ve bunların çeşitli ayetlerle ilişkilendirildiğini bilmek gerekmektedir. 9 Tevbe 75-78 ayetleriyle ilişkilendirilen ve birçok tefsire girmiş olan Sa'lebe kıssası[1] bunun tipik bir örneğini oluşturur.

5.      Ayetin öncesi ile sonrası arasındaki akışa (siyak-sibak), konu birliğine, ayetler arası ilişkiye dikkat edilmelidir. Siyak ve sibakından kopartılan bir ayete, sırf lafızlardan hareketle farklı bir anlam yüklenmemelidir.[2]

6.      Kur'an'ın bütünlüğü dikkate alınmalıdır. Parçacı bir yaklaşımla bir konuda birkaç ayet bulunduğu halde, sadece tek bir ayeti alıp onu Kur'an'ın yegane hükmüymüş gibi takdim etmemelidir. Mesela kaza-kader ile ilgili ayetleri bir arada değerlendirmek gerekir. Öyle ayetler vardır ki, buradan sadece Cebriye veya Kaderiye'nin kader anlayışı çıkartılabilir.

7.      Ayetin mensuh olup olmadığına dikkat edilmelidir. Verilecek hüküm, sonradan gelen ve önceki hükmü yürürlükten kaldıran nasih ayete dayanmalıdır. "Her kim, bir mü'mini kasden öldürüse, cezası, içinde daimi kalacağı cehennemdir" (4 Nisa  93) ayetinin mensuh olması gibi.

8.      Müşrikler, münafıklar, Yahudi veya Hristiyanlar hakkında nazil olan bazı ayetler, doğrudan Müslümanlara okunmamalıdır. Elbette o ayetlerden de çeşitli dersler çıkartılabilir. Ancak o ayetlerin asıl kimler hakkında indiğinin bilinmesi gerekir.

9.      Aşırı yorumlardan, zorlama tevillerden sakınılmalıdır. Bilhassa Arapça'nın taşımayacağı çeşitli anlamlar verilerek ortaya atılan yeni çevirilere, yorumlara iltifat edilmemelidir. Derileri kavuran cehennem alevlerinden bahseden 74. Müddessir Suresinin 29. ayetine (levvâhatun li'l-beşer) "beşere levhalar sunan bilgisayar" anlamı verilmesi gibi. Özellikle günümüzde birçok Kur'an tercemelerinin basıldığı ve her birinde bu kabil ilginç yorumlar bulunabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu münasebetle hutbe hazırlamada DİB'nca hazırlanmış tercemeye itimat edilmesi yeterli olacaktır.

10.  Tebşir ve inzar ayetleri arasında bulunan Kur'ani denge dikkate alınmalıdır. Sadece cennetle müjdeleyen tebşir ayetlerini ya da yalnızca azap çeşitlerinden söz eden inzar ayetlerini kullanmak, cemaati ya tamamen gevşemeye, ya da ye's ve ümitsizliğe sevk edebilir. Dolayısıyla “beyne'l-havfi ve'r-reca” dengesi gözetilmelidir.

11.  Ayetler ideolojik veya siyasi amaçlara malzeme yapılmamalı, yersiz kullanılmamalı, istismar veya suistimal edilmemelidir. (Hizbullah, hizbu'ş-şeytan, ashabu'l-yemin, ashabu'ş-şimal kavramlarının geçtiği ayetlerde olduğu gibi)

12.  Ayetlerde tırnak içinde birilerinin sözü olarak nakledilen bazı ifadeler (makulü'l-kavl), Allah'ın sözü gibi nakledilmemelidir. Mısır Azizi'nin Hz. Yusuf'un gömleğini arkadan yırtan hanımına hitaben söylediği "İnne keydekünne azîm" "Siz kadınların planı/tuzağı çok büyüktür" (12 Yusuf 28) ayetinin nakli gibi. Değerli dostumuz İsmail Karagöz'ün bizzat şahit olduğu bir sahne var. Karadeniz'deki bir ilçede bir hatip hutbesini "La tesmeû li hâze'l-Kurâni ve'l-ğav fîhi laallekum tağlibûn" "Şu Kur'an'ı dinlemeyin, gürültü yapın, ta ki galip gelesiniz!"  (41. Fussilet 26) demiş ve minberden inmiştir.

13.  Seçilen ayetlerin günümüz şartlarında uygulanma ve amel edilebilme imkanlarının dikkate alınması gerekmektedir. Çeşitli hadleri ifade eden ayetlerle, kölelik ile ilgili ayetleri bir Cuma hutbesinde işlemek böyledir.

14.  Ayetlerde açıkça yer alsa dahi, günümüzde çokça tartışılan bazı konular, hutbe esnasında yeterince izah edilemeyeceği, aksine polemik konusu yapılabileceği dikkate alınarak mümkün mertebe hutbelerde ele alınmamalıdır. Mesela kadınların dövülmesi (4. Nisa 34), çok evlilik (4. Nisa 3) vb. meselelerde olduğu gibi.

15.  Sadece Kur'an ayetleriyle yetinip, Sünnet ve Hadisi toptan yok sayan, "Kur'an İslam'ı" söyleminden uzak kalınmalıdır. Zira Sünnet Kur'an'ın pratiğini oluşturmaktadır. Dolayısıyla Kur'an-Sünnet birlikteliği ihmal edilmemelidir.

16.  Sürekli belli konular ve belli ayetler işlemek yerine, Kur'an'ın bütünü dikkate alınarak birçok farklı ayetlere yer verilmelidir. Üç yıllık okunan hutbeleri inceleyen bir araştırmacı, bu hutbelerde geçen 216 ayetten 45'nin tekrar olduğunu, bu miktarın da tüm Kur'an'ın % 3'üne tekabül ettiğini tespit etmiştir. Dolayısıyla, başta en fazla ihmal edilen iman esasları, inanç konuları olmak üzere, fazla gündeme getirilmeyen ayetlerin, yani kalan % 97'nin de işlenmesi gerekmektedir. Burada hutbelerin üçte birinin standart gün, gece ve haftalar hakkında okunduğu ileri sürülse bile, en azından o konularla ilgili olarak da farklı ayetler seçilebilir. Peygamber Efendimizin neredeyse hemen her Cuma hutbesini ayetlerle işlediğini burada tekrar hatırlatmak istiyorum. Kanaatimce hutbelerde Kur'an'ın şu dört şekilde işlenmesi mümkündür.

a. Konu bütünlüğü olan birkaç ayetin okunması, (Mü’minun Suresi’nin baş tarafı, Furkan Suresi’nin sonu gibi.)

b. Belli bir konu ile ilgili çeşitli ayetlerin bir araya getirilmesi, (Hac, kurban vb.)

c. Kur'an'da geçen bir kavramın ayetlerle işlenmesi, (takva, istikamet kavramı)

d. Bir surenin muhtevasının özetlenmesi gibi. (Hucurat, Lokman Suresi vb.)

 

İşte saymaya çalıştığımız bu ve benzer hususların yeterince dikkate alınması halinde, ülkemizde Cuma namazına gelen milyonlarca Müslüman hutbelerden hareketle Kutsal kitabı hakkında önemli ölçüde bilgi sahibi olacaktır. Yapılan bu eğitim faaliyetinin ne derece faydalı olduğu, ne denli hayati bir önemi haiz olduğu unutulmamalıdır. 

 


II. SÜNNET VE HADiSLERDEN YARARLANMA

Hz. Peygamber’e nispet edilen söz, fiil ve takrirlerin sözlü veya yazılı bir şekilde ifadesi demek olan “Hadis” ile O'nun Müslümanlar için örnek teşkil eden davranışları demek olan Sünnet’in, başta din olmak üzere, bilgi, kültür ve medeniyetimizin temel kaynaklarından birisini oluşturduğunda şüphe yoktur.

Sünnetin Kur’an’dan sonra ikinci temel kaynak oluşunda İslam alimleri arasında herhangi bir ihtilaf olmamakla birlikte, hadislerin değeri ile ilgili farklı değerlendirmeler bulunmaktadır. Nitekim bazı mezhepler âhâd haberlerin kat’î değil de zannî ilim ifade ettiğini ileri sürerek onların itikadi konularda delil olamayacağını belirtmişlerdir. Fakat tefsir, fıkıh, tasavvuf vb. diğer alanlarda sihhat şartlarını taşıyan hadis ve sünnetin hüccet olduğu herkesin malumudur. Burada ise sahih olmakla birlikte sünnet ve hadisin bağlayıcı olup olmadığı konusuyla, Hz. Peygamber'in belli bir uygulamayı hangi sıfatıyla yaptığının tespiti oldukça önem arzetmektedir.

Fitne diye adlandırılan iç kargaşaların ortaya çıkmasının ardından, hadis uydurmacılığının başlaması, hadis alimlerini birtakım tedbirler almaya sevketmiştir. Hadislerin Hz. Peygamber'e aidiyetini tespit edebilmek için H. I. Asrın sonu ile II. asrın başlarından itibaren uygulanmaya başlanan isnad tenkidinin yanısıra, çeşitli şekillerde metin tenkidi uygulaması yapılmıştır. Ortaya çıkan ve yaygınlaşan binlerce uydurma rivayetin içinden sahih hadislerin seçilmesinde bu iki tenkid yöntemi oldukça yararlı olmuştur. Ancak, bu yöntemlerde de, yanılma payı ile sübjektifliğin dikkate alınması gerekmektedir. Hadislerin ister sözlü, isterse yazılı tespitinde gösterilen bunca hassasiyete rağmen, sahabeden itibaren Hadislerin zabtında ortaya çıkan zabt kusurları da göz ardı edilmemelidir. Bu hususta Hz. Aişe'nin ortaya koyduğu yöntem ve yanlışlıklar karşısında yapmış olduğu eleştiriler son derece yol göstericidir. Söz konusu eleştirilerin bir kısmı zabt ile ilgili, bir kısmı da Hadis ve Sünnetin delaleti, yani doğru anlaşılması, yorumlanmasıyla ilgilidir. Bu eleştiriler göstermektedir ki, hadislerin genellikle mana ile rivayet edilmesi de bazı problemlere yol açabilmektedir.

Sünnet ve Hadislerin anlaşılmasında sahabenin sünneti anlamada farklı yaklaşımları ile muhtelif imamların anlayışları başlangıç için iyi bir zemin teşkil eder. Bunun ardından sonraki asırlarda Sünnetin anlaşılmasına dönük çabalar, özellikle Hadis şerhlerinin genel karakteri gözden geçirilmeli ve bütün bunlardan sonra günümüzde Sünnet ve Hadislerin anlaşılmasına yönelik genel ilkeler tespit edilmelidir. Biz burada şu hususlara işaret etmekle yetineceğiz:

 

 

 

 

 

  1. Hutbede kullanılacak hadisler, muteber Hadis kaynaklarından seçilmelidir. Bu hususta mümkün mertebe Kütüb-i Sitte dediğimiz temel kaynaklar tercih edilmelidir.
  2. Hadisler, popüler, halk kültürüne dayalı kitaplardan, rastgele hazırlanmış vaaz kitaplarından sakınılmalıdır. Muhammediyye, Ahmediyye, Envaru'l-aşikin, Müzekki'n-Nüfus, Kara Davud, Tenbihu'l-Gafilin, Şir'atu'l-İslam, İrşad, Mecalis, Dürretü’l-Vaizin, Dürretü’n-Nasihin vb. kitaplardan hadis nakledilemez. Zira bu kitaplar, sahih olmayan pek çok hadis içermektedirler.
  3. Bir konuda tek bir rivayetle yetinilmemelidir. Konuyla ilgili diğer hadislerin de okunması, toplanması, birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Aynı hutbede, birbiriyle çelişkili gözüken hadisler nakledilmemeli, ya makul bir şekilde uzlaştırılmalı ya da birisi tercih edilmelidir.
  4. Hadis, ya doğru çevirilmeli, ya da belli bir kitaptan alınıyorsa, doğru çevirilip çevirilmediğine dikkat edilmelidir. Bu noktada çok iyi bildiğimizi sandığımız bazı hadislerin hatalı çevirildiğine de dikkat çekelim. (Din nasihattir (samimiyettir), münkere kalp ile karşı koyma imanın en zayıf şeklidir (en azından yapılması gereken)
  5. Hadisin, niçin, nerede, hangi bağlamda, kime/kimlere ve hangi sıfatla söylendiği bilinmelidir. Kısaca sebeb-i vürud dediğimiz, hadislerin söyleniş sebeplerinin bilinmesi, şartlar ve maksatların dikkate alınması, hadislerin hem doğru hem de kolayca anlaşılmasını sağlayacaktır.
  6. Hadisin sahih (veya hasen) olması tercih edilmelidir. Hutbelerimizde pek çok konuyu işleyecek kadar yüzlerce, binlerce sahih hadisimiz vardır.
  7. İhtiyaç halinde belli şartlar dahilinde zayıf hadisler de kullanılabilirse de, çok zayıf rivayetlerden mümkün mertebe sakınmalıdır. Aslında zayıf hadislerle amel konusunda, rivayetin çok zayıf olmaması, belli bir aslın altına girmiş olması ve sabit olduğuna inanılmaması gibi bazı şartlar ileri sürülmüşse de, çoğu kere bu şartlar nazar-ı itibara alınmamıştır. Bazen birbirlerini destekledikleri, bazen manasının sahih olduğu, bazen hayra ve faziletli işlere teşvik ettiği vb. gerekçelerle çok zayıf hatta uydurma rivayetler dahi kullanılagelmiş ve bunlarla da amel etmekte sakınca görülmemiştir. Bilhassa Tesbih Namazı, Regaib ve Beraat gibi özel gecelerle ilgili tarif edilen nafile namaz çeşitleri bunun tipik örneklerini oluşturur. Şatıbi (ö. 790), Şevkani (ö. 1250) gibi alimlerle, Subhi es-Salih, A. Muhammed Şakir ve Yusuf el-Karadavi gibi bazı muasır müellifler, şer’i hükümlerin tamamının eşit olduğunu, bu sebeple hem ahkam, hem de fezail konularında her zaman sahih bir huccet gerektiğini belirtmişlerdir.
  8. Uydurma haberler asla kullanılmamalıdır. Oysa maalesef, halkımızın bilgi dağarcığında vaazlardan, çeşitli dergi, takvim yaprağı ve dini hikayeler içeren kitaplardan öğrendiği uydurma rivayet hiç de az değildir. Neticede yalanlar üzerine neredeyse bir din anlayışı, ahlak ve kültür inşa edilebilmiştir. (Bkz: B. ERUL, Uydurma Rivayetlerde Peygamber Tasavvuru, “İslam’ın Anlaşılmasında Sünnetin Yeri ve Değeri” Sempozyumu bildirisi, s. 419-435. Ankara-2003.)
  9. Hadisteki değişken vasıta ile sabit hedefin birbirinden ayırt edilmesi, yani araç ile amacın fark edilmesi gerekir. (Ağız sağlığı ve diş temizliği amaç, misvak ise bir araçtır. Amacı gerçekleştirmek kaydıyla araç değişebilir.)
  10. Hz. Peygamber’in belli bir davranışı ele alınırken O'nun hangi sıfatla uygulamada bulunduğunun belirlenmesi gerekecektir. Beşerî yönü ile nebevî yönü dikkate alınmalıdır.
  11. Hz. Peygamber’in fiillerinden âdet ile ibadetin ayırt edilmesi gerekir. Din ile dünya işlerindeki tasarrufları birbirinden ayırt edilmelidir. Hz. Peygamber'in de belli bir örf, âdet ve çevre kültürü içerisinde yaşadığı unutulmamalıdır. (Hicaz bölgesine özgü tıp ve tedavi yöntemleri böyledir.)
  12. Hadis ve sünnetin ortaya çıktığı tabii-fiziki çevre, sosyo-kültürel ve iktisadi çevre ile tarihsel, toplumsal bağlamının dikkate alınması gerekir.
  13. Seçilen hadis, Kur’an’ın açık bir ayetine aykırı düşmemelidir. Sünnet, Kur’an ışığında anlaşılmalı, hadis, Kur’an’ın sarih ayetine aykırı olmamalıdır.
  14. Hz. Peygamber’in Sünnet ve siretine aykırı olmamalıdır. Hz. Peygamber'in hayat tarzı ve ahlakına uygunluğunun gözetilmesi gerekir.
  15. Hadis ve sünnetler, İslam’ın genel prensipleri (küllî kaideler), tarihi gerçekler ve kesinleşmiş bilimsel veriler ışığında değerlendirilmeli, İslam’ın temel prensiplerine aykırı olmamalıdır.
  16. Akl-ı selime, mantığa ve fıtrata aykırı olmamalıdır.
  17. Hadis ve sünnetlerdeki illet ve hikmetlerin doğru tespit edilmesi gerekir.
  18. Seçilen hadisler uygulanabilir olmalıdır. Hayatta uygulama alanı olmayan, cemaati pratikte herhangi bir amele sevketmeyecek hadislere yer verilmemelidir.
  19. Seçilen hadisler makul ve anlaşılabilir olmalıdır. Sahih bile olsa, eğer izah edilemeyecekse, cemaatin kafasının karışmasına sebep olacaksa bu hadisleri minbere taşımaya gerek yoktur. (Yemeğin içine düşen sineğin yemeğe batırılması, develerin idrarının tedavi amaçlı kullanılması vb.)
  20. Seçilen hadislerde sözü edilen iyi veya kötü amellerin karşılığında aşırı abartı olmamalıdır. Bu durum -istisnaları olmakla birlikte- o rivayetin sahih olmadığının bir işareti olabilir.
  21. Hz. Peygamber, Câmiu’l-Kelim olduğu için, yani az kelimeyle öz söylediği için kısa, sahih hadisler genelde özlü sözler şeklindedir. İfade gücü düşük, fazla detaylı, 2-3 haneli rakamlar içeren rivayetlerin zayıf olması ihtimali fazladır.
  22. Terğib-terhib hadisleri doğru anlaşılmalı, Allah Rasulünün verdiği mesaj alınmalıdır. Bu tür hadislerden amacın, hüküm koyma değil, iyiliğe teşvik ve kötülükten sakındırma olduğu bilinmeli, bu hadisler lafzen ve şeklen anlaşılmamalıdır.
  23. Hadislerde geçen hakikat ile mecaz, teşbih ile temsiller iyi anlaşılmalıdır. Dil ve üsluba dikkat edilmemesi sonucu bu konuda ciddi yanlışlıklar yapılmaktadır. Kadınları kaburga kemiğine benzeten rivayetlerdeki teşbih hakikat olarak anlaşılabilmiştir.
  24. Hadisler düşünerek okunmalı, hemen kabul veya ret cihetine gidilmemelidir. Akla takılan soruların üzerine gidilmeli ve bu sorulara cevap aranmalıdır.
  25. Sünnet ile amel ederken fıkha olan ihtiyaç da göz ardı edilmemelidir. Zira fıkıh olmaksızın doğrudan doğruya hadislerle amel etme teşebbüsü de birçok sorunlara yol açabilmektedir. Mezhepleri dışlayan Selefi yaklaşımı da tasvip etmediğimizi belirtmeliyiz.

Sünnet ve hadislerin anlaşılmasında ve uygulanmasında, tarih boyunca ve günümüzde yapılan ilgili tartışmalarda zikredilen bu hususların rolü oldukça fazladır. Dolayısıyla inançtan ahlaka, ibadetten muamelata, ilimden irfana, sosyal hayattan siyasete, kültürden medeniyete kadar hayatın her alanı ile ilgili olarak hadislerin, İslam’ın genel prensipleri, Kur’an’ın belirleyiciliği, Sünnetin rehberliği, akl-ı selimin verileri, delillerin gerekçeleri, geleneğin tecrübe ve öğretileri, Müslümanların maslahatları, günümüzün şartları ve ihtiyaçları göz önünde bulundurularak bütüncül bir yaklaşım içerisinde anlaşılması ve çağdaş problemlerimize çözümler üretilmesi şarttır.



[1] Bkz: Serinsu A. Nedim, Sa'lebe Kıssası, İstanbul-1995, Şule yay; Paksoy Kadir, Sa‘lebe Hadisinin Sened ve Metin Açısından Tenkidi, Hadis Tetkikleri Dergisi, yıl: 2004, cilt: II. Sayı: 2.

[2] Hem Tirmizî, hem de Nesâî’de İbn Abbas’tan nakledildiğine göre Rasulullah (s)’ın arkasında namaz kılan çok güzel bir hanım vardı. İnsanlardan bazısı onu görmemek için ön safa geçerken, bazısı da en arka safa geçiyor ve rükuya vardığında koltuk altlarından bakıyordu. Bunun üzerine Yüce Allah: “Andolsun sizden önce geçenleri de bildik, sonra gelenleri de bildik” (15/24) ayetini indirdi. Bkz: Tirmizî, Tefsîr 16, no: 3122, V. 296; Nesâî, Tefsîr, no: 293, I. 631.

 

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

ismail Özelbaş ismail Özelbaş
BASIL YUSUF, KELİME-İ ŞEHADETİ BEŞİKTAŞ MÜFTÜLÜĞÜMÜZDE GETİRDİ

SON DAKİKA HABERLERİ

SON YORUMLANANLAR


    RSS Kaynağı | Yazar Girişi

    Altyapı: MyDesign Haber Sistemi