Anasayfa | Fetvahane | Gönenli Hoca | Hac İbadeti | Vaazlar | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Gönenli Hoca

GÖNENLİ MEHMET EFENDİ KİMDİR?

   
  
  
            GÖNENLI MEHMET EFENDİ'YE

 

Rızâ-i Bârî'den, çıkarak yola;

Kur'ân'a bir ömür, verdin Gönenli,

"Allah" diyen, zengin fakir her kula;

Gönlünü post edip, serdin Gönenli...

 

 

Kendini yıllarca, yollara vurdun;

Beytullah hasreti, dinmedi sende,

Kalbinden Kâbe’ye bir köprü kurdun;

'O nûr', bir an bile sönmedi sende,..

 

Hidâyet sebebi, oldun sellere;

Yüzbinlerce insan, feyzine daldı,

Gör ki; bir damlaya hasret çöllere;

Ektiğin fidanlar, şimdi kök saldı...

 

 

Üstüne doğmazdı, güneş seherde;

Nefsine hükmettin, gafletten yana,

Ne bahtiyarsın ki; Rûz-ı mahşerde;

Cami kubbeleri, şahittir sana...

 

Sordum, seni bilen nice dillere;

"Cenâb-ı Hâk dostu, eren" dediler,

"Dul, yetim, genç, yaşlı, nice ellere,

Hâk'tan aldığını veren" dediler...

 

Cennet bahçeleri, kabrine indi;

Takva güllerini, derdin Gönenli.

Allah'a kavuşmak, tek emelindi;

Sonunda murada erdin Gönenli...

 

                               Cengiz NUMANOĞLU
 
 
 
 
 
Bir nesil yetiştiren Gönenli Mehmed Efendi!..
2 Ocak 1991’de İstanbul’da Rabb’imizin rahmetine tevdi ettiğimiz Gönenli Mehmed Hocaefendi 78 senelik hayatını nasıl değerlendirdi, ne türlü bir hizmetin kurucusu ve devam ettiricisi oldu?



Vefatından on beş sene sonra rahmetle andığımız bu büyük hizmet insanını bir daha büyük bir takdirle gündemimize getirmek istiyoruz. Denilebilir ki, Gönenli Hocaefendi tek başına bir alim değil bir alemdi. ‘Bir nesil yetiştirdi’ demek hiç de abartılı bir ifade olmaz. Belki eksik bile kalabilir. Çünkü o, İstanbul’daki tüm camilerin harabe külliyelerini yurt gibi kullanarak okumaya çalışan yoksul öğrencilerin hem hocası hem de tüm sorumluluğunu tek başına üstlenmiş velisi, dert babasıydı. Kimsesiz öğrencilerin her türlü ihtiyaçlarını karşılamayı vazife saymış, yetiştirme azim ve aşkıyla da hocaları olmayı görevi bilmişti...

Bu sebeple ‘İstanbul kazan ben kepçe’ tabirini bütün ömrü boyunca yaşayan Hocaefendi’nin vaaz etmediği cami, uğramadığı çarşı, ziyaret etmediği esnaf kalmazdı. Çarşı ziyaretlerinde caddenin başından girdiğini gören ilk esnaf, anında caddenin sonuna kadar haberi uçururdu:

- Dikkat, Gönenli Hocaefendi geliyor, herkes öğrencileri için vereceği hediyesini hazırlasın!..

Gerçekten de caddenin ortasında iki yana selam vererek geçen ak sakallı, nur yüzlü Hocaefendi, sırtında çuvalla yürüyen bir gençle görünürdü... Herkes dükkanında sattığı malın cinsinden çuvalın içine koyacağını koyar, para verecek olanlar da Hocaefendi’nin pardösü cebine elini sokar, ne vermişse bir Allah bir de Hocaefendi bilirdi. Oradan bir başka caddeye, oradan da bir başka çarşı, pazara, camiye.. dur durak yoktu gün boyunca Hocaefendi için.

Yatsı namazını imamı bulunduğu Sultanahmet Camii’nde kıldırdıktan sonra mihraptan karşısında diz çökmüş bekleşen öğrencilerini süzerek sorardı:

-Senin ihtiyacın ne?

- Soğuklar başladı, kendimi koruyamıyorum. Lastiğe, meste, paltoya ihtiyacım var.

Gündüz caddelerde arkasında çuvalla dolaşan gence seslenir:

- Getir bakayım şu çuvalı. Neler çıkacak yavruların nasiplerine?

Çuval, halının üzerine dökülür, herkes lazım olan giyim kuşam ihtiyacını kapışırcasına alır. Ayakkabı, mest, gömlek, iç çamaşırı, pardösü, esnaf ne koymuşsa...

Ertesi gün Hocaefendi yine yollarda, çuvalı yine doldurma azminde... Yatsıdan sonra ise çuval yine ortada, ihtiyaç sahipleri yine karşısında...

O akşam giyim kuşam istekleri tamam. Ancak ihtiyaç sadece giyecekten ibaret değil ki! Para ihtiyacı da var işin içinde. Bu yüzden bereketi asla tükenmeyen cebinden çıkardığı avuç dolusu parayı önüne, halının üzerine döküp dağıtmaya başlayan Hocaefendi’den neden sonra aynı azimli ses yine yükselir:

- Bu akşamlık nasip bu kadarmış. Yarına Allah Kerim’dir. Harçlıklarını alamayanlar yarın gelsinler.

Hiç unutamam. Bir öğrenci ihtiyacını şöyle dile getirmişti:

- Verdiğiniz adresteki doktora gittim, muayene ettikten sonra şu reçeteyi yazdı. Şimdi sıra ilaçları almaya geldi?

Hemen eline kalemi kağıdı alan Hocaefendi bir adres yazıp uzattı:

- Bu eczaneye arkadaşınla git, sana lazım olan ilaçları versinler!..

Birlikte gittik öğrenciyle Fatih Akdeniz Caddesi’ndeki ismini hiç unutmadığım Şifa Eczanesi’ne. Kağıtta Hocaefendi’nin imzasını görünce heyecanlanan eczacı, özel bir ilgiyle raflardan ilaçları toplayıp paketleyerek öğrenciye uzatırken:

- Hocaefendi’ye hürmetlerimi arz ederim. Başka emirlerini de beklediğimi duyurun lütfen... diyerek yeni ihtiyaç sahibi öğrenci beklediğini de ima ediyordu.

Her muhitte fırıncılarla anlaşması vardı. Ay boyunca camilerde barınan öğrencilere ekmek veren fırıncılar, ay sonunda Hocaefendi’den verdikleri ekmeğin parasını alırlardı. Ancak bazen Hocaefendi fırıncıların paralarını toplayamaz, Fatih’te oturduğu evini satılığa çıkarırdı.

Bunu duyan hamiyet sahibi insanlar, fırıncıların borcunu öder, defalarca satılığa çıkan evi yine kurtarırlardı. Bugün modern yurtlarda özel bir ilgiyle yetiştirilen bakımlı öğrencileri görünce, 1950’lerin cami harabelerinde okumaya çalışan mahrumiyet dolu günlerimizi hatırlıyor, geldiğimiz noktayı: ‘Nereden nereye!..’ diyerek şükür duygularıyla karşılarken, talebelerine şefkat kucağını açarak yetişmemize sebep olan aziz hocamızı rahmet ve minnetle yâd ediyoruz.



Ahmet Şahin,zaman,03.01.2006

http://www.zaman.com.tr/?bl=yazarlar&trh=20060104&hn=243369
 

Gönenli Mehmet Efendi

(1901 - 1991m.)

 

Prof. Dr. Nesimi YAZICI - Ank. Üniv. İlâhiyat Fak. Öğr. Üyesi

 

İşte ismi Gönen’le birlikte anılanlardan biri de Mehmet Öğütçü’dür. Fakat bu isim ancak resmî kayıtlarda kalmış ve o, milyonların gönlünde Gönenli Mehmet Efendi, Gönenli Hoca ve çoğunlukla hanım cemaati arasında da Gönenli Baba isimleriyle şöhret bulmuştur.

 

Mehmet Efendi 1901’de Kırım kökenli Selâmetoğulları’ndan Osman Efendi ve Fatma Hanım’ın oğlu olarak Gönen’de dünyaya geldi. İlköğrenimiyle birlikte Kur’ân eğitimine öncelik verdi. Oniki yaşında iken Hâfız Abdullah Efendi’nin nezâretinde hıfzını tamamladı. Bundan sonra değişik örgün eğitim kurumlarında öğrenimine devam etti. Herhalde bu vesile ile; 1925’te Serezli Ahmed Şükrü Efendi’den Kıraat ilminde icâzet almasını, bunun yanında muhtemelen Öğütçü soyadını almasında etkili olmuş olan Medresetü’l-İrşâd’a devam etmesini, bu müesseselerin kapatılması üzerine intikal ettiği İmam-Hatip Mektebi’ni 1927’de aliyyülâla (pekiyi) derece ile bitirmesini hatırlamamız gerekir.

 

Resmî çalışma hayatına 1930’da Gönen Çarşı Camii İmam-Hatibi olarak başlayan Mehmet Efendi, buradaki üç yıllık görevini müteâkip askerlik hizmeti için Gönen’den ayrılmış ve daha sonra da hizmetlerine İstanbul’da çeşitli camilerde imamlık yaparak devam etmiştir.

 

Gönenli Mehmet Efendi’nin 1976’dan itibaren, bu tebliğ sahibinin de İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nde talebesi olduğu Yeraltı Camii İmamı Ali Üsküdarlı’nın vefatı üzerine, Reisü’l-Kurrâlık makamına getirildiğine ve bu emaneti de, ölümüyle Bâyezid Camii İmamı Abdurrahman Gürses Hoca’ya intikaline kadar koruduğunu ifade etmemiz gerekir. Fakat hiç şüphesiz Gönenli Mehmet Efendi’nin tanınmasına ve ölümünden sonra da milyonlarca seveninin gönüllerinde yaşamasına, kendisiyle ilgili kitaplar yazılmasına, vakıf kurulmasına, adına külliyeler bina edilmesine neden olan çalışmaları bunlardan da ötede, iki başlık altında toplanabilir ki, onlar da Kur’ân öğretimine olan katkısı ve vâiz olarak gerçekleştirdiği fahrî ve fakat çok yoğun, semereli hizmetleridir.

 

Gönen bir hoca ve hâfız diyarıdır. Gönenliler Allah’ın kitabına onu okumak, hıfzetmek ve öğretilmesine katkıda bulunmak yolundaki çabalarıyla tanınırlar. Küçük bir köyünde, bir hocanın çevresinde, onun gayret ve himmetiyle, fakir de olsa cömert insanlarımızın maddî destekleriyle on, onbeş hafızın yetişmesi Gönen ve Gönenliler açısından gayet sıradan bir durumdur. Ramazan ayını Gönenliler, Kur’ân ayı olarak değerlendirir, genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle mukâbelelere, Kur’ân hatimlerine koşarlar. Gönenlilerin Kur’ân konusundaki bu hassasiyetlerini bir hatıramı naklederek teyit etmek isterim. Yetmişli yılların başlarında Gönen’e genel teftiş için gelmiş olan bir Diyanet Müfettişi, aradan on yıl kadar geçtikten sonraki tanışmamızda, bana ilk cümle olarak; Gönen’deki din görevlilerinden ilçeye dışarıdan atanmış olan müftü haricindekilerin tamamının hafız olduğunu, bu durumun müftülüğün müstahdemi için bile geçerli olduğunu, hayretlerini gizlemeden nakletmişti. Görevi gereği Türkiye’nin muhtelif bölgelerini gezmiş olan bu müfettiş hayret ve heyecanında haklı idi ve bu durumu belki de karşılaştığı başka hemşehrilerimize de aktarmıştı. İşte Gönen’e hâfız ve hocalar diyarı ünvanını kazandıran hamiyet ve gayret sahiplerinden biri de Gönenli Mehmet Efendi idi. Onun çevresinde, onun gibi Kur’ân’a hizmeti hayatlarının gayesi edinenlerin çabalarıydı.

 

Gönenli Mehmet Efendi’nin Kur’ân okutmaya olan katkısı 1940’lardan başlayarak yoğun bir biçimde 1980’lere ve daha sonrasına ulaşır. Onun yetiştirdiği hâfızları, ondan talim, tecvid ve diğer kıraat alanlarında faydalananların, eskilerin tabiri ile onun rahle-i tedrîsinde yetişenlerin, olgunlaşanların sayısını binlerle ifade etmek, ancak hakikatın ikrarı olacaktır. Fakat yalnız iyi bir hoca değil, İstanbul’un büyüklüğünde garip Kur’ân taliplerinin babası da Gönenli Hoca’dır. Hakikî babalarının maddî imkânlarının yetmediği yerde -ki bu öğrencilerin tamamı fakir aile

çocuklarıdır- onların bütün giderleri Gönenli Mehmet Efendi tarafından karşılanırdı. Onu hizmet alanında; önce Kur’ân’ı okutan, sonra öğrencisinin günlük giderini para olarak karşılayan, ihtiyaç durumuna göre elbisesini ayakkabısını veren bir şefkat, merhamet ve hizmet abidesi olarak düşünmek, durumun tahayyülü değil, katkısız hakikatın ifadesidir. Hepimizin bir cebi ve cüzdanı vardır. Kazanırız, ihtiyaçlarımız için harcarız. Gönenli Hoca’nın da kendisi için bir cebi vardı, ama Kur’ân öğrencileri, hatta ulaşabildiği bütün muhtaçlar için de ayrı bir cebi bulunuyordu. Birinciden yani şahsî hesabından öğrencilere aktarılır, ama tersine bir akış asla söz konusu olamazdı. Kendisinin değerli öğrencilerinden Mehmet Karatoprak, zaman zaman gerçekleşen bir durum olarak, bir defasında talebelerine geçerli rayiç üzerine harçlıklarını dağıtan ve yetmeyen kısmını kendi hesabından takviye eden Hoca’nın, ayrılma anında hiç parası kalmadığını fark ettiğinde, tramvay ücretini borç aldığını ifade etmiştir. Hasılı bir Kur’ân öğretici olarak Gönenli Mehmet Efendi, uzun mesaîsinin büyük bir kısmını, hatta bir yerden bir başka yere giderken iki kulağıyla iki değişik talebeyi dinlemesi şeklinde, bu hizmete tahsis etmişti. Bu çabalarının neticesinde Hz. Peygamber’in hadisindeki; "Sizin en hayırlınız Kur’ân’ı öğrenen ve öğretendir” hakikatının sırrına mazhar olmuş olmalıdır. Gönenli Mehmet Efendi’nin Medresetü’l-İrşâd’da okuduğunu ve medreselerin kapanması üzerine buradan İmam Hatip Mektebi’ne intikal ettiğini ifade etmiştik. Hoca’nın çok iyi bildiği nakledilen Fransızca’sının da kaynağı olması gereken bu mektep, onun hayatını bu istikamette düzenlemesinde de etkili olmuştur. Nitekim o karşımıza farklı bir vâiz olarak da çıkar. O vâizliği memuriyet olarak değil, hizmet düşüncesinin gereği olarak yapmıştır.

 

1980’lerin ortalarında bir gazetede Gönenli Mehmet Efendi, çevresinde bir grupla birlikte yürürken gösteren bir fotoğrafta yer alıyor. Fotoğrafın altında "Seksen beş yaşında haftada otuz vaaz veren Gönenli Mehmet Efendi” ibaresi yer alıyor. Bu nasıl olur? Yedi günde otuz, günde en az dört vaaz!... Bu mümkün müdür? Bu çaba hangi bedelin karşılığı olarak gösterilmektedir? Yanılmıyorsam 1978 veya 1979 Ramazanı öncesiydi. İstanbul’da Beyoğlu Müftülüğü’nde Murakıp olarak görev yapıyordum. Yaklaşan Ramazan ayında din hizmetlerinin koordinasyon ve geliştirilmesi için bölgemizdeki durumun belirlenmesi yönünde Ankara’dan bir tamim gelmişti. Çalışmalar ilerlediğinde Gönenli Mehmet Efendi’nin Kasımpaşa bölgesinde haftanın bir gününde dört farklı camide vaaz verdiği ortaya çıktı. Ben bu duruma o gün de hayret ettim, bugün de hayret etmeye, takdir etmeye devam ediyorum. Şimdi Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Türk-İslâm Edebiyatı profesörü olarak görev yapan, aynı okuldan sınıf arkadaşım ve Beyoğlu’nda da bir süre birlikte görev yaptığımız Mustafa Uzun, Hoca’yla ilgili hatıraların anlatıldığı bir kitapta bu konuya aydınlık getiriyor. Benim söz konusu ettiğim hizmet Beyoğlu’na bağlı Dolapdere ve Hacıhüsrev mahallesindeki Sahaf Muhiddin ve Sahaf Muslihiddin camilerinde gerçekleştirilmektedir. Bizim o gün de, biraz korkuyla gittiğimiz bu camilerden birindeki kontrolü sırasında Mustafa Uzun, Hacıhüsrevli kadınların kalabalık bir grup olarak camiye gittiklerini görmüş, küçük bir araştırma sonucunda da Gönenli’nin vaaza geldiğini tesbit etmiştir.

 

Gönenli’nin vaazları da, vaaz ettiği mekânlar ve hitap ettiği cemaat de özellikli idi. O bilhassa küçük, kenarda kalmış, belki de hocaların iltifatına fazlaca ulaşamamış semtlerin camilerini tercih ediyordu. Hacıhüsrev bu durumun pek dikkat çekici bir örneği değil midir? Hoca’nın cemaati de özellikle hanımlardı. Çünkü eğitime, dinî öğretime onların bilhassa ihtiyacı vardı.

 

Zaten Gönenli Hoca klâsik bir vâiz de değildi. "Vaazlarında öğretmekten çok eğitme, irşad etme ve dinî hayatı canlı tutma onun başlıca hedefi olmuştur. Bu sebeple vaazlarına güzel sesiyle Kur’ân-ı Kerîm okuyarak başlar, ilahî ve kasîdelerle cemaati coşturur, ardından dinleyicilerin dikkatini çekecek şekilde etkili ve slogan mahiyetindeki cümlelerle kısa konuşmasını yapardı” (TDVİA, XIV, s. 150). İnzardan, korkutmadan çok tebşir ile insanlara müjdeleyerek Allah’ın yoluna çağırırdı. Onun bu faaliyetlerinin muhasebesi hiç şüphesiz Cenab-ı Allah’a aittir. Onun başarı derecesini ve bu vaazlarla elde edilen kazancı tam olarak belirlemek bizim için güçtür. Fakat Allah’ın rızasının bu istikamette olduğunu, Gönenli Hoca’nın bu uğurda bir ömür sarfettiğine bütünüyle inanmamıza da hiçbir mâni bulunmamaktadır.

 

Hoca Efendi (r.a) 1991 yılında İstanbul’da vefat etmişlerdir. Cenaze namazı Fatih Camii’nde kılınarak, Edirnekapı Sakızağacı şehitliğinde defnedilmiştir.

 

Sözlerimizi bağlamak gerekirse, kesin bir inançla diyebiliriz ki; Cumhuriyet döneminde ülkemizin değişik bölgelerinde Kur’ân’a hizmetle isimlerini yücelten kişiler arasında Gönenli Mehmet Efendi’nin özel ve öncelikli bir yeri bulunmaktadır. Gönenli Hoca’nın bize bıraktığı güzel ismi korumak, onun güzellikleriyle bezenmekle, hiç değilse bu arzuyu taşımakla olur. O vatanını çok sevdi, insanlarımızı çok sevdi, Kur’ân’a hizmeti, en olumsuz durumlarda bile, Allah’ın kitabına hizmeti baş tacı etti. En önemlisi inandığı doğruların gerçekleşebilmesi için yorulma bilmeden çalıştı. Onun ideallerini benimseyenlere selam olsun!...

 

KAYNAKLAR

1 Recep Akakuş, İslâm’da Kur’ân Öğretimi ve Reîsü’l-Kurrâ Gönenli Mehmet Efendi, İstanbul, 1991.

2 Recep Akakuş, Gönenli Mehmet Efendi, TDVİA., c. XV, s. 149-150.

3 Mustafa Özdamar, Gönenli Mehmet Efendi, İstanbul, 1994.

4 Vefatı üzerine yazılmış çeşitli yazılar ve kendisini yakından tanıyanlarla yapılan konuşmalar.

5 Bu metin 5-6 Eylül 1998 tarihlerinde Gönen’de toplanan "Geçmişten Günümüze Gönen” sempozyumuna tebliğ olarak sunulmuştur.

 

ismail Özelbaş ismail Özelbaş
BASIL YUSUF, KELİME-İ ŞEHADETİ BEŞİKTAŞ MÜFTÜLÜĞÜMÜZDE GETİRDİ

SON DAKİKA HABERLERİ

SON YORUMLANANLAR


    RSS Kaynağı | Yazar Girişi

    Altyapı: MyDesign Haber Sistemi